
Tevhîd, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Dinin en büyük emri. Bütün asılların aslı ve amellerin esâsıdır. Kur'ân ve Sünnet'in delâlet ettiği, üzerinde ümmetin selefinin icmâ ettiği Tevhîd üç kısımdır:
📌1. İsim (Esmâ) ve Sıfat Tevhîdi
Azâmet, celâl, cemâl gibi vasıflara tüm vecihlerden en mükemmel biçimde yalnızca Allah’ın sâhip olduğuna itikadtır. Hiçbir şekilde hiçbir varlığın bu vasıflarda O’na ortak olmadığını ve olamayacağını kabul etmek demektir. Bunun yolu da Allah ve Rasûlü’nün kabul ettiği bütün sıfatları, isimleri mana ve hükümleri ile Kitap ve sünnette bildirildiği biçimde ve Allah’ın azâmet ve celâline uygun olacak şekilde kabul etmektir.
Esmâ ve sıfat hususundaki bu kabulde Nefy (Olumsuzlama) Ta’tîl (İşlevsiz kılma) Tahrif (Bozup değiştirme) ve Temsil (Benzetme)'den kaçınmak gerekmektedir. Allah’ın ve Rasûlü’nün reddettiği eksiklik, ayıp, kusur gibi Allah’ın kemâline aykırı vasıfların kabul ve ikrar edilmeyip reddedilmesi de esmâ ve sıfat tevhîdinin gereğidir.
📌2. Tevhîd-i Rubûbiyye / Rubûbiyyet Tevhîdi
Allah’ın fiillerinde (Yaratmak, rızık vermek, işleri çekip çevirme gibi) birlenmesidir. Bu kâfirlerin ve müşriklerin kabul ve ikrar ettikleri tevhîd'dir. Bununla birlikte İslâm’a girmiş olmazlar.
Delil: “De ki: 'Semâ ve Arz'dan sizi kim rızıklandırıyor? Yâhut kulak ve gözlerinize mâlik olan kim? Ve kim meyyittten(ölüden) diriyi ihrâc eder (çıkarır) ve diriden meyyiti ihrâc eder? Ve emri kim tedbîr eder?' O vakit diyeceklerdir ki: 'Allah.' Artık de ki: 'Daha takvâ etmiyor musunuz?” (Yunus Sûresi 31)
De ki: 'Arz ve içindekiler kimindir, eğer siz ilmedenler (bilenler) iseniz? Diyeceklerdir ki: 'Allah'ındır.' De ki: 'Daha tezekkür etmiyor (düşünmüyor) musunuz? De ki: 'Kim yedi semânın Rabbi ve azîm Arş'ın Rabbi? Diyeceklerdir ki: '(Bunlar da) Allah'ındır.' De ki: 'Daha takvâ etmiyor musunuz? De ki: 'Her şeyin melekûtu kimin elinde ve O korur ve Kendisi korunm(aya ihtiyâcı olma)z eğer siz ilmedenler iseniz? Diyeceklerdir ki: 'Allah'ındır.' De ki: 'Öyleyse nasıl sihirleniyorsunuz?” (Mü’minûn Sûresi 84, 89)
Benzeri buyruklar çoktur
📌3. Ulûhiyyet / İbâdet Tevhîdi:
Ulûhiyyet tevhîdi ilk Rasûl’den sonuncusuna dek tüm peygamberlerin dâvetidir. Kulların Allah (Azze ve Celle)'yi kendi fiilleri ile birlemeleridir. İlâhlık ve ibâdet edilme hakkına sâhip olanın yalnızca Yüce Allah olduğunu kabul ve itiraf etmek, bütün ibâdet çeşit ve şekilleri ile (Duâ, Havf, Haşyet, İstiâne, İstiâze, Muhabbet, İnâbe, Adak, Kurban, Rağbet, Rahbet, Huşu, Tezellül, Ta’zim) Allah azze ve celle’yi birlemek, dini O’na hâlis kılmak demektir.
Tevhîdin bu kısmı diğer iki kısmını da kapsar
De ki: 'O, Allah'tır, Ahad'tır' (İhlâs Sûresi 1) Tüm mükemmellik, yücelik, celâl, cemâl, hamd, hikmet, rahmet ve bundan gayrı kemâl sıfatları ile tek olan. Böyleyken bunlarda O'nun bir eşi ve benzeri yoktur. O'nun eşi ve benzerinin olması hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu itibarla O hayât (sıfat)ında, kayyumiyyetinde, ilminde, kudretinde, azametinde, celâlinde, cemâlinde, hamdinde, hikmetinde, rahmetinde ve bundan gayrı sıfatlarında (Ahad)'tır, Tektir. (Behcetu Kulûbi'l-Ebrar, 291)
📌Kelime-i Tevhid, yer ve gökler kendisiyle ayakta duran, Allah'ın tüm mahlukatın fıtratına yerleştirmiş olduğu, dinin ve kıblenin esâsı olan, uğruna cihâd kılıçları çekilen, tüm kulları üstünde sadece Allah'ın hakkı olan, bu dünyada canı, malı ve nesli koruyan, kabir azâbından ve cehennem ateşinden kurtaran bir söz; ancak kendisiyle cennete girilebilen bir ferman, kendisine sarılmayanın Allah'a ulaşamadığı bir halattır. O, teslimiyet sözüdür, selâmet yurdunun anahtarıdır. İnsanlar o söze göre şâki ve sâid, makbul ve merdûd diye ayrılırlar. Diyâr-ı İslâm, diyar-ı küfürden; nimetler yurdu, kötülük ve alçaklık yurdundan o sözle ayırt edilir. O söz, hem farzların hem sünnetlerin dayandığı esas sütundur:
"Son sözü 'Lâ ilâhe illallah' olan kişi cennete girer.' (Ahmed bin Hanbel, V, 233, 247; Hakim, 1, 351, 500)